21_02

5 Asırlık Sultan II. Bayezid Edirne Dârüşşifası'nı Abdi İbrahim "iyileştirdi"

Bir asrı aşkın süredir cesur, öncü ve yenilikçi çalışmalarıyla insanlığa ve tıbba hizmet eden Abdi İbrahim, tıp tarihini gün ışığına çıkaran önemli bir projeyi hayata geçirdi. Proje kapsamında, 500 yıllık geçmişiyle tıp tarihinde önemli bir yeri olan Sultan II. Bayezid Edirne Dârüşşifası, Abdi İbrahim tarafından çağdaş müzecilik anlayışıyla yenilendi.

Osmanlı döneminde hastane olarak insanlara şifa dağıtan Sultan II. Bayezid Edirne Dârüşşifası’nın 13 Mayıs’ta düzenlenen açılış törenine; Edirne Valisi Dursun Ali Şahin, Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yener Yörük ve Abdi İbrahim Başkanı Nezih Barut katıldı.

1488 yılında hastane olarak kapılarını açan ve 1915’te kapanana kadar hastaları tedavi etmek için hizmet veren Sultan II. Bayezid Edirne Dârüşşifası’nı yenileme çalışmaları uzun bir bilimsel ön hazırlık sürecinin ardından modern bir tasarımla gerçekleştirildi. Tıp tarihinin en önemli merkezlerinden biri olan Edirne Dârüşşifası, tarihine ve mimari dokusuna saygı duyularak ve Osmanlı tıbbına dair bilgilerin gün ışığına çıkmasına öncülük edilerek ‘iyileştirildi’.

Edirne Dârüşşifası'nın 26 odası bire bir o dönemin uygulamalarını yansıtabilmek amacıyla büyük bir titizlik ve emekle kurgulandı. Çalışmalar sonucunda; tıp tarihimizin değerli hazineleri gün yüzüne çıkarıldı. Müzeyi ziyaret edenler; 15 ve 18. yüzyıllar arasındaki dönemde erkeklerde estetik göğüs ameliyatları yapıldığını, yeniçerilere fıtık ameliyatı yapan kadın cerrahların varlığını, İngiltere Kraliyet Ailesi’nin de yaptırdığı Türk Usulü Çiçek Aşısı’nın Edirne’den Avrupa’ya nasıl yayıldığını, gülcülüğün ve gül suyunun memleketinin bilinenin aksine Edirne olduğunu, hastalıklara nasıl tedaviler uygulandığı ve ne gibi ameliyat tekniklerinin olduğu gibi birçok değerli bilgiyi hem metinlerle hem de canlandırmalarla yerinde öğrenme şansını yakalıyor.

Sultan II. Bayezid Edirne Dârüşşifası Hakkında

Sultan II. Bayezid Dârüşşifası, II. Bayezid’in 1484’te Akkirman Seferleri’nden elde ettiği ganimet gelirleri ile yaptırdığı külliyenin bir ünitesidir. Dârüşşifa, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na kadar yaklaşık 400 yıl boyunca önceleri tüm hastalara; sonraları sadece ruh ve akıl hastalarına hizmet verdi. 1866 yılında Edirne'de yeni bir hastane açılınca Dârüşşifa binası akıl hastalarına tahsis edildi ve Edirne Bimarhanesi adını aldı. Osmanlı-Rus savaşında Edirne’nin işgali üzerine akıl hastaları İstanbul-Toptaşı Bimarhanesi’ne gönderildi. Savaştan sonra onarılan Edirne Bimarhanesi, 23 Kasım 1893 tarihinde yeniden hastalarını kabul etmeye başladı. 1910 yılında fıskiyeli havuzun üstüne soba kurulmuş, hasta yatakları sobanın etrafına yerleştirilmişti. Çevresine zarar veren tehlikeli akıl hastaları kapalı odalarda tutuluyordu. Bir süre sonra Dr. Mazhar Osman’ın girişimiyle akıl hastaları Kıyık'taki Fransız Hastanesi'ne sevk edildi. Böylece 427 senelik bir hastane kapatılmış oldu.

II. Bayezid Dârüşşifası’nın birbirine bağlı iki avlu ve şifahane olmak üzere üç bölümü vardır. İlk avlunun (Bîrun) sağında sıra halinde yer alan altı odada (poliklinik); hekimler, kehhaller ve cerrahlar, hastaların ilk muayenelerini yaparlardı. Bazı odalarda ise akıl hastaları tecrit edilirdi. Avlunun sol tarafında çamaşırhane, kiler ve mutfak vardı. Mutfakta hasta yemekleri pişirilir, çalışanlar yemeklerini imarette yerdi.

Şifahane bölümünde, yüksek bir kubbeyle örtülü havuzlu mermer döşeli bir salonun çevresinde, ocaklı 6 kış ve sekili 5 sofa (yaz odası) bulunmaktadır. Sofalardan biri müzikle tedaviye ayrılmıştı, kalan dördünün de yazlık oda olarak kullanıldığı kabul edilmektedir. Hastane mimarisi tarihinde merkezi sistem olarak tanımlanan bu planın ilk uygulandığı yerlerden biri olması bakımından Edirne Dârüşşifası’nın dünya hastanecilik tarihinde önemli bir yeri vardır. Az sayıda çalışan ile daha çok sayıda hastaya hizmet vermeyi sağlayan altıgen mimari yapısı, 19. Yüzyılda Avrupa ve Amerika’daki hastanelerde referans alınmıştır.

Şifahanenin büyük kubbesinin tepesindeki fener ise, hem iç mekânı aydınlatıp ferahlık vermek hem de içerideki hava ve kokuyu dışarı atmak amacıyla yaptırılmıştır.

17. Yüzyılda Dârüşşifa’yı gezen Evliya Çelebi, hanende ve sazendelerin haftada üç kez Dârüşşifa’ya gelerek akıl hastalarına musiki icra ettiklerini ve hastaların saz sesinden hoşlanıp rahatladıklarını ifade etmiştir. Bu bölümün akustiği bu nedenle oldukça iyi ayarlanmıştır.

Osmanlı döneminde aynı zamanda estetik alanında da çalışmalar yapılmıştır. Bunun en büyük örnekleri, erkeklerde göğüslerin aşırı büyümesi sonucu yapılan estetik müdahaleler, fazla parmak, bitişik parmak, göz kapağı düşüklüğü ve kısalığını gidermek amaçlı yapılan estetik ameliyatlardır.

Sultan II. Bayezid Edirne Dârüşşifası’nın yeniden topluma kazandırılması sonucu edindiğimiz bir başka bilgi ise kadın cerrahların varlığıdır. Yeniçerileri ameliyat eden kadın cerrahlardan biri olan Cerrahe Küpeli Saliha Hatun’a ait 21 rıza senedi, kendisinin fıtık ameliyatlarında çok başarılı olduğunun kanıtı niteliğindedir.

Çiçek aşısının doğduğu topraktan, Edirne’den Avrupa’ya yayılışının öyküsü de ziyaretçilerle Edirne Dârüşşifa Müzesi’nde buluştu. Lady Mary Wortley Montagu’nun Edirne’de gördüğü çiçek aşısını İngiltere’de tanıtmasıyla Avrupa’ya yayılan Türk Usulü Çiçek Aşısı, inekten insana çiçek aşısı keşfedilinceye dek, bu hastalığa karşı insanlığın yegane umudu olarak gösterilmektedir.

Resim Galerisi

Katalog

SİTE HARİTASI
BİLGİ TOPLUMU HİZMETLERİ
© 2011-2017 Abdi İbrahim İlaç Sanayi ve Tic A.Ş.
Bu sitede yer alan bilgiler, hekim ve eczacıya danışmanın yerine geçmez. Abdi İbrahim ilaçları ile ilgili her türlü bilgi talebinde bize ulaşabilirsiniz;
Tel: 0212 366 8400
E-Posta: info@abdiibrahim.com.tr